Ortadirek Tiyatrosu

 

 

 

 

O R T A D İ R E K T İ Y A T R O S U

 

To Be Or Not To Be

To be or not to beEmek sarf etmek gerek
yaşamak ve ölmek için

Osman Genç, Güney Sayı 46

Haydaaa diyeceksiniz ilk kurduğu cümle bu olursa arkası hep gelişler ola. İmamın kayığı ya da geriye dönülürse (Mehteran takımı misali) yani, hayda denilen noktaya ne işin var çaydaaa diye devam edebilen yetenekli arkadaşlar vardır içimizde. Zaten sözüm size değil en azından bir kısmı size değil ama tamamı için söz veremem (valla veremem).
Kalemin ucu beni ipin ucuna, kellemin katli vacibine gibi çok deneyimli vasıflı yerlere kadar devam ettirilebilir (örneklere ülkemizde sıkça rastlanır). Ne diyordum ya da ne demek istiyordum? Ölmek ve yaşamak evet bu ikisini hak etmek gerek düşünün (eğer varsanız!). Adamın biri (kadınlar alınmayın, adam, genel olarak bir anlatım biçimi olarak kullanılmaktadır), evet, adamın biri diyelim yaşamı boyunca altına imza atabileceği hiçbir şey bilhassa iyi bir şey yapmamış (mesela evlilik ya da evcilik!). Tüketmekten ne biliyim kalabalıktan başka bir durumda bulunmamış. Yaşarken fark edilememiş bile. Tükettiklerine bakınca ya da ölmek üzereyken fark ediliyor. Ya bu adam hiçbir çomağa tekeri takmamış www.gittigidiyor.com kıvamında diyelim ya da bu adam ölümü hak etmiş mi bir düşünün! Düşünce tırlatacaksınız (kendimden biliyorum) bir de bunu gömeyeceksin. Gömmek için uğraşacaksın. Mezarlık bulacaksın, ölüm kağıdı alacaksın. Gömmek için cemaat oluşturacaksın. Sela okutacaksın, namaz kıldıracaksın. Gömene, sulayana para vereceksin. “Ey cemaat nasıl bilirdiniiiiiz?” diye soracaksın (Ulaaaaaaan! Hııh, Mııh, iyi bilirdik) iyiiiiii! (Sizi gidi yalancılar siziii!). Hadi ne oldu? (tırlattın di mi) demiştim. Ölmek öyle her baba yiğidin işi olmamalı! (Babayiğit değilseniz hiç olmamalı) Öyle doğduğumuza inanıyoruz da öleceğimize mi inanmayalım kıvamından çıkmış mesele. İş bu gerekçeyle Aristo’nun felsefesiyle arkiyolojik kazılara başlamışsınız. Beyninizdeki papatyalar seviyor-sevmiyor diye değil, yaşasın-ölsün, yakılsın-yakılmasın, gömülsün-gömülmesin (gömüüün…) biçiminde. Neredeydik nerelere geldik? Ana temaya giriyorum (acele etmeyin).
Benim bir dostum var. Ne zaman yanına gitsem işler nasıl dediğimde berbat, pislik ve bombok benzeri yanıtlarla karşılaşıyorum. Ben de bu yanıtların ardından düşündükçe derinlere dalmaya başladım. Evet… berbat, pislik ve (üstte yazdım yenilemeyeyim kısaca biiiiiiiiiiiiiiiiiip diyelim) bu tip bireyler var diyelim. Oysa Nazım Hikmet, Pablo Neruda, Picasso, Ahmet Arif ve daha birçokları. Bunların karşıtları ise Hitler, Franko, Musoloni… Kimi gömsek? Eser bırakanları mı, beter bırakanları mı? Gerçi, Nazım ve diğerleri, Hitler ve diğerleri(!!??) de kendilerini yaşarken hissettirmişlerdi. Sanatçıların eserlerini her gün dünyanın değişik yerlerinde okuyup aşkımızı sevgimizi anlatırken, Picasso’nun, Salvador Dali’nin, Osman Hamdi’nin, Fikret Mualla’nın resimleriyle duvarlarımızı süslüyor gönüllerimize su serpiyoruz. Kel Hamdi’nin, İsmail Dümbüllü’nün, Nasrettin Hoca’nın esprilerine bugün hala gülmekteyiz. Hitler’in atası olan Firavun’un yaptıklarına da hala ağıtlar yakmaktayız. Bir de bunların yarattığı insan müsvetteleri var (bunları siz çok iyi bilirsiniz). Gerçekten düşününce w.c. (vay canına) diyorsunuz (ben de diyorum). Sizce kim ölmeli? Kim hak etti? İş bitirenlerle işini bitirenleri düşünün. Neyse… daha fazla düşünmeyin. Haaa, arkadaşımın mesleğine gelince işler bombok diyor ya onun işi gerçekten öyle (sevgili Yalçın kulakların çınlasın). Az sonra, birazdan demeden mesleğini açıklıyorum. Umumi wc’de tuvaletçi. Bu kadar konu buradan mı çıktı diyenleriniz olmuştur. Bizim hayatımızı arkadaşımın mesleki malzemesine çevirenler utansın. -Bunu Yazan Tosun- edebiyatından bir örnek vermek gerekirse “Ayağını uydur, deliğini buldur, dışını pisletme, içini doldur.”

“To Be or Not To Be” işte bütün mesele bu. •