
Valla ne desem, nasıl başlasam şu tanışma yazısına? Hani müsamerelerde ya da bildik yarışmalarda isim, soy isim ve katıldığınız yeri aktarır ve konunun göbeğinden devam edersiniz … Aslında sizle konuşurken, sizlere çiçeklerden böceklerden bahsedip, yanında da çeşni olsun diye bir gezi yazısı ilave edebilirdim. Bakıyorum ki siz de şaşırdınız bu dediklerime, hem de referanduma gitmeden, işaret parmağınız mürekkebi yalamadan.
Düşünün şöyle bir eğitim düzeyimiz dünya normlarında 4. sınıf olmasına rağmen işaret parmağımız Oxford Üniversitesi mezunu kıvamında. Gerçi bundan sonraki edebi hayatımız ne olur bilemiyorum.
Artık ülkemizde iki gerçek var. ‘Evet’ ve ‘Hayır’. Bunların dışındaki gerçekler sadece hayal ürünü diye değerlendiriliyor. Bir yandan konuya daha da dem vurmadan, ket vurmadan devam etmeye kalktığımızda bu konuya ‘Sanat sanat için mi, yoksa sanat insan için mi?’ye kadar gideriz.
Evet mi, hayır mı? Bakın eğer ‘evet’ olarak değerlendirirseniz, konumuzun akışı ona göre, yok ‘hayır’ derseniz konunun gidişatı hangi fayı tetikleyeceğinize kadar gidebilir.
Popüler kültürün zorunlu takipçilerinden biri olduğumuz muhakkak şu sıralar. Gün geçmeye görsün ki bir yarışma programı olmasın TV’lerde. Danstan tutun, kutuyu bırakmayın yarışmalarına kadar hepsi var. Aradığın, aramadığın, kaybettiğin, kim kaybetmiş ki sen bulasın yarışmalarına kadar, hepsi tekmili birden mevcut. Olsun bu ülke insanı neler görmedi ki! Şancısından şantörüne, dansçısından dansözüne, kim sanatçı, kim değiline, Dallas çiftliğinden, kim kimin kollarından çıktı, kimin kollarına sarıldıya… Siyasi arenada bile ne oyunlara denk gelmedik ki! Yakartoptan körebeye, kim kimi tutarsadan kaçan kurtulura, Kurtlar Vadisi’nden Makro Terör’e hep gördük göreceğiz and içtik yerine getireceğize kadar. Yani kısacanın az uzunundan yola çıkarsak, nerede durup örnekleri sonlamak gerekire kadar.
Bir sabah uyandığınızı düşünün (kısmet olursa). Ülkede yukarda saydıklarımın tam tersine dünya. Şaşırır hatta şoka girersiniz. Daha da ötesi Allah göstermesin kabus olduğunu bile düşünürsünüz. Hatta ülke liderleri bir araya gelmiş (kavga da etmiyorlar, rüya bu ya), zam konusunda karara bağlanıyorlar. Ama bildik zamlardan değil. İşçiye, memura zam, sanatçıya güvence, yoksula ev, iş, aş (ritmik tekerleme gibi) . Uyanayım mı, yoksa bırak nerede koparsam kopayım mı noktasındasınız. Hatta hala darbe olmamış ve Metin Milli radyolardan Çanakkale Geçilmez’i okumuyor. AB ardına kadar kapılarını açmış, dizlerinin üstüne oturmuş, yalvarıyor ‘ne olur girin içeri, lütfen.’ (yalvaran sesle) Allah Allah (savaş naraları değil, şaşırma anlamında) diyorsunuz. Taksim, AKM ve Muhsin Ertuğrul sahneleri yıkılma kararı durdurulmuş (şu sıralar yıkılıyor), yerlerine yenileri pıt pıt patlıyor tomurcuklar gibi. Her yere, her mahalleye bir tiyatro, üniversitelerde eğitim inanılmaz başarılı, ilköğretimde müfredat düzeye uygun SBS’siz, OKS’siz yani her şey yolunda. Hatta SSK’da kuyruk yok. Polis donjuan kibarlığında, cezaevleri F tipini unutmuş yerini okullara, müzelere bırakmış. Yavru Vatan’dan yavru diye bahsetmiyoruz artık. Çünkü yavru vatan artık yavrulamış ve ondan bir torun sahibi olmuşsunuz. (Bir adını koymamışsınız o kadar.) Hatta bu bir rüya olabilir (bir ihtimal daha var) diye elleriniz havada ve yumrukta sıkmamışsınız, dua ediyorsunuz. Anne virgül, baba virgül, çoluk çocuk son virgül, hanım dürtme! Uyandırma ne olur (eşeği sağlam kazığa oturtmak - pardon bağlamak - niyetindesiniz) diyorsunuz. İş bu ya her şey iyi ve TRT bile bozulmadı, sahip çıkmaya gerek yok. İşçi bayramını dilediğin yerde kutluyorsun, (tabii yerse!) Medyada Türk, Kürt, Çerkez, Laz gibi aktüelleşmiş konular da yok. Hatta ve hatta (hadi ya! demeyin) Amerika Irak’tan çekilmiş. ‘Elini versen kolunu kaptırırsın!’ deyimi devlet arşivlerine kaldırılmış ve siz hala aynı yerde otluyorsunuz - pardon ‘du-ru-yor-su-nuz’. Hangi durum demeyin, roller çoktan dağıtılmıştı (Allah Allah durumu). Şimdi sıkı durun. Eyvah bitti galiba geçici süreyle cennet kapıları açıldı diyorsunuz. Yok yok siz rahatınıza bakın. Şunu demek istedim. Viyagra kaldırıldı, artık kimse kimseyi düzemeyecek. Yani bunun için ona gerek yok demek istedim. Neden mi? Biz yıllardır çoktan hapı yutmuş bir milletiz. Tabiî ki emperyalizme dünya üstünde verilen ilk savaş, yani Kurtuluş Savaşı’ndan sonra az partiden çok partiye çok demokrasiden az demokrasiye döndüğümüzden, köy enstitülerinin, halk evlerinin, öğretmen okullarının kapatılmasından beri, yani öğretmen yok öğrencinin cirit atıp olimpiyatlara dopingle katıldığından beri, yani işlerin arap saçını bile arattığından beri, yaniii beri beri gel beri dediğimizden BE- Rİİİİ. Berime geldi bir Can Yücel’in şiirinin bir dizesi. “Bu düzeni düzeni düzeyim.” (Yorumsuz…)
Rahatına bak vatandaşım. “Şiiiiişt, uyandırmayın kerizi bulandırır denizi!” diyenlerin hep olacak…
Dilek ve temennim; ışığınız alnınızdan hiç eksik olmasın. ❦