


Önce niye “Carar Ana” değil de “Karar Ana” olmalı ?! Çünkü –bana göre- oyun Karar Ana’nın “karar vermesi” üzerine kurulu !
Bir oyun antimilitarist başlayarak “savaş” kararı ile nasıl biter ? Oyun “İlk düşen, öldürülen oldu ilk savaş istiyen !” diye başlıyor ve Karar Ana’nın “savaş” kararını bağırması ile sona eriyor…
Oyun bir dönüşüm öyküsünü konu alıyor : İspanya İç Savaşı sırasında (Birleşik) Cumhuriyetçilerle - Faşist General Franco (Ki , Tiyatro Tarihi’ndeki karşılığı için Bkn. Nam-ı diğer “Frederico Garcia Lorca’nın ‘Bernarda Alba’sı…Kaynak : Adorno !İnanmayan açıp baksın…) arasında kalan Karar Ana’nın çocuklarını korumak için “savaş karşıtı” tutumundan “savaş yanlısı” olmaya dönüşümünün öyküsü…
“Karayılan öyküsünü” bilir misiniz ? Ya “Kız Kalesi Öyküsü’nü ?...İşte o öykü…”Kayaların arkasına,altına,dibine de saklansan;kızını kalelere,kulelere de kapatsan “kaçtığın ölüm” gelir bulur seni !...
Karar Ana (Mahallenin,Kentin,giderek bütün İspanya’nın ve sömürülen bütün ülkelerin “Ana”sı olarak) , çocuklarını savaştan (ölümden) korumak ister. Oğlu Huan (Yuan/Hun ?!)’ı balık tutmaya gönderir.
“Savaş , yurt savunması gibi haklı bir neden olmadıkça cinayettir” demiş ya Mustafa Kemal , oyundaki Kilise’nin simgesi Papaz da bu iç savaşta “arada kalmış ve tarafsızdır” tıpkı Ana gibi,ne zaman ki bu iç savaşta tarafsız kalma özgürlüğü biter işte o an şartlar değişir ; “bitaraf olan berteraf olur” kuralı gereği Ana (illa) bir taraf olacak ise ; uluslar arası emperyalizmin Franco’sundan değil , vatansever cumhuriyetçilerden yana “karar verir”…
Ne zaman ? Savaştan uzak tutulmaya çalışılan oğul Huan , Franco askerleri tarafından (suçsuz olduğu halde ve haksız bir şekilde) denizin ortasında vurularak öldürülüp cesedi Ana’nın önüne getirildiği zaman…
Tiyatro Veto , işte bu kısa ama çarpıcı , vurucu , sarsıcı oyunla karşımızda idi. Oyun , seyirciler arasında oturan oyun karakterlerinin –daha sonra oyun sırasında,zamanı gelince yeniden tekrarlayacakları ve böylece altı çizilerek vurgulanan çarpıcı ve düşündürücü- repliklerinin yer aldığı (rejisörün özgün yorumuyla eklediği) bir önoyunla başlıyor…
Ve oyun bir saat sürüyor.Seyircinin nefes almaya korktuğu bir sessiz gerilimle , çıt çıkmadan , oyunu dikkatle izliyor.


OYUNCULAR:
Karar Ana : ASİYE DALGA , Jose : DENİZ TOKUR , Pedro : HÜSEYİN GÜL , Paula : ŞAFAK GÜNER , Manuella : EYLEM ALAS , Peder :FERHAT TURGAY, Bayan Perez : CEYLAN ALAS.
Temiz,titiz,sağlam bir yorum,biraz statik ama yoğun bir duygu ve düşünce atmosferi ile örülü başarılı bir reji…Kaynaşmış,örnek bir kolektif-takım oyunculuğu…Balık “ağlar”ından simge yüklü düşündüren bir dekor…Sağlam bir tasarım , güzel bir oyun…Bravo Tiyatro Veto…
Oyundan sonra oyuncularla tanışıyoruz. Tam bir işçi-üretici (proleter) tiyatrosu ile karşılaşıyoruz. Aralarında günde on iki saat ve daha fazla çalışan emekçi insanlar. Karar Ana’yı oynayan Hemşire , içlerinde tornacılar , kasa taşımacılık işleri yapanlar var…Onlar , asıl gizli kahramanlar , Esenyurt’ta kurumsal ve özel tiyatroların “varoş” ve uzak gördüğü için girmediği , gitmediği İstanbul’un bir ucunda tiyatro ,hem de bilinçli,devrimci bir tiyatro yapıyorlar. Hepsinin alnından öpüyorum…
Oyun öncesi Tiyatro Veto’nun oyuncularının kostümleri ile Galatasaray ve Tünel’de oyundan kısa bölümler oynamaları ve (fareli köyün kavalcısı gibi) kendi seyircilerini peşlerine takarak salona getirmeleri “amatör tiyatro” yapanlara seyirci bulma konusunda (ve seyirciyi “ayağına getirme” yerine gerekirse hiç kompleksiz seyircinin “ayağına gitme” konusunda) bir ders niteliğinde idi ki salon doldu taştı…
Sonuç olarak , Brecht’in “Epik Tiyatro” vb. “dış-şekil-biçim” tarafı üzerinden değil de ; Brecht’in “özde” ne anlattığını alarak ve o “özü” yeniden yorumlayarak , günümüz Türkiyesi ile dramaturjik bağı kurulmuş sağlam bir yorumunu izledik ki Brecht yaşayıp da görse idi , eminim ki Osman Genç ile gurur duyardı…
(Kaynak: www.tiyatrodunyasi.com )